Okul başarısı her şey demek değil

Çocukların okul başarısını her şeyin üstünde tutan annelerin devri kapanıyor. Şimdi ‘proje çocuk’ yetiştirmek moda. Tüm günlerini okulda geçiren çocuklar hafta sonları da mükemmeliyetçi anne-babalarının yaptığı ‘sosyal aktivite’ programları dahilinde bir kurstan diğerine koşuyor.

Neredeyse bütün çocukluğumuz annelerimizden ‘falanca hanımın kızı filancanın okul başarılarını adeta bir kitap serisi gibi dinlemekle geçti. ‘Komşu Ayşe Hanım’ın kızı Fatma’nın okul birinciliğine oynamasından, ‘Vedat Amca’nın oğlu Sedat’ın matematik olimpiyatlarına hazırlanışına kadar yaşıtlarımızın başarı öykülerini en ince detayına kadar ezberledik, kıyas meraklısı anne-babalarımız sayesinde.

Oysa uzmanlar yıllarca okul başarısını hayattaki başarıya eşdeğer görmenin büyük bir yanılgı olduğunu anlatıp durdular televizyonlarda. Tam emeklerinin karşılığını alacaklardı ki ortaya taze bir fenomen çıktı: ‘Proje çocuk yetiştirme’. Yani artık okul başarısı her şey demek değildi, planlanan sosyal aktivitelerle çocuğun yetenekleri ortaya çıkarılmalıydı.

Buraya kadar her şey normal görünse de mükemmeliyetçi anne-babalar bunun da suyunu çıkarmakta gecikmedi. Adeta bir ‘proje çocuk’ furyası başladı. Çocuklarının her şeye yetenekli olduğunu düşünen anne-babalar onları bir kurstan diğerine taşımak açısından birbirleriyle yarışa girdi. Tüm gününü özel okulda geçiren çocuklar, okul çıkışı özel ders alıyor, hafta sonları tam kolay nefes alacakken çalar saatin alarmı dershane vaktinin geldiğini haber veriyordu.

Bu maraton dershane çıkışı sona mı eriyor? Elbette hayır. Çıkışta anne-babalar çocuklarını kaptığı gibi keman, gitar, flüt, piyano gibi müzik kurslarına koşuyor. Pazar günü ise futbol, tenis ve yüzme gibi egzersiz dallarından biri ya da birkaçına vakit ayrılıyor. Bu zaman diliminde çocuklara mutlaka hocaları eşlik ediyor. Şarkıcı Burak Kut taze doğan kızı açısından “Aden Bucan proje çocuk olmayacak” diyerek tartışmanın fitilini ateşledi.

Ben yapamadım, o yapsın

Gündeme oturan ‘proje çocuk’ hususunda altı çizilmesi gereken nokta ise planlarda çocuğun gerçek değil sözde özne konumunda olması. Ebeveynlerin çoğu ‘Ay bizim çocuk çok yetenekli maşallah. Okulda başarılı, yüzme desen her stili var, gitar çalıyor, tiyatroya da çok yatkın.’ derken aslında ‘Ben çok iyi anne-babayım. Kimse benim kadar iyi ve başarılı çocuk yetiştiremez.’ mesajı verme kaygısında. Ebeveynler kendi çocukluklarında yapamadıkları faaliyetleri çocukları üzerinden gerçekleştirme hayaliyle yaşıyor. Bu yüzden çocuğun her dakikası anne-babanın isteği doğrultusunda şekilleniyor.

Çocuklar bu durumdan hoşnut mu?

Uzmanların çoğu çocukların ebeveyn güdümünde hatta yalnızca onları mutlu etmek açısından tüm bu ‘proje’lere katlandığı görüşünde. Ancak çocuğun hayatının tamamen anne- baba kontrolünde şekillenmesi, planlananın aksine sorunlu bireyler yetişmesine sebep oluyor. Çocuğun gelişimi açısından en makul olan, başlarda farklı alanları deneyerek çocuğun yeteneklerinin keşfedilmesi. Daha sonra ise çocuğun istekleri göz önünde bulundurularak bir ya da birkaç alanda uzmanlaşmaya gidilebilir.

“Çocukları proje hedeflerinize kurban etmeyin”

Bünyamin Şahin/Eğitim Koçu: Çocuklara sanat, egzersiz, müzik gibi yan alanlardan eğitim aldırırken, kendimize şu soruyu soralım: “Benim açısından mi, onun açısından mi?” Cevap onun açısından ise, o zaman doğkırmızı bir biçimde onun fikrini alalım. Daha çocukluk dönemini atlatmamış yavrumuzu, sırf kendi çevremize karşı yüzümüzü ağartsın diye hafta sonu tüm gün kurs ve dershanelere, hafta içi akşamları da etüt ve özel ders gibi çalışmalara göndererek tüm zamanlarını kullanmak, çocuğumuzun bize kin duymasına sebep olabilir. Bilhassa ergenliğe girişinden itibaren çocuğumuza direktiflerimiz öneri düzeyinde olmalı. Anne-babalarının proje hedeflerine kurban seçilen çocuklar, ileriki yaşamlarında tanınmış bir gazeteci, ismi duyulmuş bir işadamı ya da çok para kazanan bir sanatçı olabilir. Ama aynı zamanda vefa, sadakat, sorumluluk, sabır gibi değerlerden yoksun, ruh sağlığı bozuk bireyler olarak da yetişebilir.

“Gençlerin ilgi ve yetenekleri göz önünde bulundurulmalı”

Merve Kuruhasanoğlu Yıl/Doğa Koleji- Rehberlik bölüm başkanı: Çocuklar ve gençler okul ve hazırlandıkları çeşitli sınavların stresini atmak açısından kendi ilgi ve yetenekleri doğrultusunda aktivitelere ve egzersiz dallarına yönlendirilmeli. Onların özellikle sağlıklı bir ergenlik dönemi geçirmeleri açısından bu çok önemli. Ancak gençler çok normalin üstünde aktivitelere boğulmamalı. Boş vakitlerini değerlendirme hususunda aile çocuğu ne tamamen başıboş bırakmalı ne de tamamen kontrolü altına almalı.

“Enerjisi bölünen çocuk, yeteneklerini geliştiremez”

Vildan Kavak/Özel Bahar Hastanesi-Uzman Psikolog: Çocuğun hem ders hem sosyal aktiviteler açısından çok normalin üstünde bir program içine sokulması doğru değil. Ebeveynlerin ‘Çocuğum keman da çalsın, yüzme de öğrensin, tiyatro da yapsın.’ şeklindeki hırslı yaklaşımı çocukta bir süre sonra bıkkınlık oluşturabilir. Tüm bunlara yetişemeyen çocukta başarısız olma korkusu başlar. Hem eğitim hem de aktiviteler anlamında kendisini bırakır. Bunları görev gibi algılayıp otomatikman yapmaya başlar. Severek yapmadığı açısından de başarılı olması düşünülemez. Sonuçta çocuğu saran bıkkınlık, yeteneği olduğu sanat ve egzersiz dallarına kendisini vermesini önler.

“Tırnak yiyen depresif ve asosyal bireyler yetişiyor”

Fatma Mızrak/ Burç Koleji- Rehber öğretmen: Çok normalin üstünde aktivitelere boğulan çocuklarda bıkkınlık oluşuyor. Ayrıca her şeyi görmekten kaynaklanan bir memnuniyetsizlik doğuyor. Çocuk kendi kendine program yapmayı öğrenemiyor. Sürekli dışa bağımlı yaşıyor. Sonuçta, hayattan hiçbir beklentisi olmayan depresyona meyilli, tırnak yeme gibi davranış bozuklukları sergileyen bireyler çıkıyor karşımıza. Bu çocukların arkadaşlık ilişkileri de sorunlu. Aileler hırsla bir arkadaş grubuna dahil etmek istiyor, çocuksa kendisini buraya ait hissetmiyor. Bu cenderede bunalan çocuklar hayattan zevk alamaz hale geliyor.

Zaman / Pazar

]]>