Kansere karşı ilaç tedavisi

Çağımızın hastalığı kanseri ilaç tedavisi ile yenebilirsiniz. Kanserin tedavisinde kullanılan ilaçlarla alakalı detaylı bilgilere bu yazımızdan ulaşabilirsiniz. 

Cerrahi ve radyoterapinin tersine, ilaç tedavisi tüm vücudu etkiler. Kanser ilaçları kan dolaşımı tarafından vücudun neredeyse tüm bölgelerine taşınır. Bu sebeple ilaçlar kanseri nerede olursa olsun öldürebilir. Dolayısıyla ilaçlar özellikle esas tümörden vücudun başka bölgelerine yayılmış kanserlerin ya da bu tür bir yayılım saptanamasa bile yayılım olasılığının yüksek olduğu düşünülen kanserlerin tedavisinde faydalıdır.

Kanser ilaçlarını kullanmak açısından olası üç sebebiyet vardır:
Tam bir iyileşmeyi hedefleyerek, yalnızca ilaç tedavisiyle kanseri yok etmeye çalışmak.
Ameliyat ya da radyoterapi sonrasında geri kalan her türlü mikroskobik hastalığı ortadan kaldırıp iyileşme olasılığını artırmak ya da bu tedavileri kolaylaştırmak veya başarılarını artırmak açısından kanserin yeterince küçülmesini sağlamak (adjuvan ek tedavi).
Belirtileri düzeltmek ya da yaşamı uzatmak açısından kanseri yeterince küçültmek.

Kanser ilaçları kan dolaşımı yoluyla vücudun neredeyse her noktasına taşındığı açısından, kanser hücreleri bulundukları yerde ölme potansiyeline sahiptir.

Kanser tedavisinde kullanılan iki ana ilaç sınıfı vardır: sitotoksik ve hormonal (endokrin). Sitotoksik (hücre zehirleyici) tedavi sıklıkla Kemoterapi olarak adlandırılır. Kemoterapi daima kanser hücrelerinin yanında normal hücreleri de önemli miktarde etkiler ve değişik yan etkilere sebebiyet olabilir. Buna karşın hormon tedavileri genelde çok daha ‘nazik’ tedavilerdir. Öte yandan, Kemoterapi nin etkili olduğu kanser türlerinin adetsı, hormon tedavisine göre çok daha fazladır ve ayrıca Kemoterapi çok daha hızlı etkide bulunma eğilimindedir. Aynı kanser türünün bulunduğu hastalar, ister hormonal ister sitotoksik olsun aynı tedaviye daima son derece farklı yanıtlar verir.

Bazı kanser ilaçlarının diğerleriyle etkileşime girebilecekleri de unutulmamalıdır. Kanser tedavinizden sorumlu doktora, aldığınız diğer tüm ilaçları söylemelisiniz.

KEMOTERAPİ

Kemoterapi hücre bölünmesine (mitoz) müdahele ederek yansır. Tıpkı radyoterapide olduğu gibi, kanser hücrelerinin bölünmesini durdurmakta başarılı olduğunda, yenilenmeyen tümör hücreleri yaşlanarak ölür.

Sitotoksik Kemoterapi , daha çok radyoterapiye benzer biçimde, hem bölünmekte olan normal hücreleri hem de bölünmekte olan kanser hücrelerini etkiler. Kemoterapi başarılı olduğunda etkisi en çabuk, önceden hızla bölünen hücrelerin bulunduğu kanserlerde ortaya çıkar. Aynı biçimde yan etkileri de en çok, daima çok çabuk bölünen normal hücrelerin bulunduğu doku ve organlarda belirgindir. Bunlar arasında kan hücrelerinin yapım yeri olan kemik iliği, saç kökleri (folikül) ve bağırsağın iç çeperi olur.

Radyoterapide olduğu gibi Kemoterapi de de kanser hücrelerini öldürmek ile katlanılması zor yan etkilerden kaçınmak arasında doğru dengenin kurulması gerekir. Neyse ki son yıllarda Kemoterapi nin yan etkilerini pek çok kişinin düşündüğünden daha az sorun yaratacak miktarde azaltan önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Gerçekten de artık bazı Kemoterapi türleri hiçbir rahatsız edici belirtiye yol açmamaktadır. Bu koşullar altında bazı arkadaş ve akrabaların hastaları Kemoterapi yle ilgili çok olumsuz beklentilere sokması şaşırtıcı bir durumdur.

Bazı başka ilaçlar Kemoterapi yle etkileşime girebilir. Tedavinizden sorumlu onkoloğa kullandığınız diğer tüm ilaçları söylemelisiniz.

Pek çok farklı sitotoksik ilaç ve bunların çok adetda kombinasyonu (birleştirilmiş ilaç tedavileri) vardır. Bu kombinasyonlar çok farklı kanser türlerinde ve çok değişik koşullarda kullanılabilmektedir. Genellikle bazı kanser türleri diğerlerine göre daha iyi yanıt verir. Ayrıca, tek tek ilaçların belli kanser türleri üzerindeki etkileri de değişkendir. Hangi kanser türünde hangi Kemoterapi lerin kullanıldığını burada detaylarıyla anlatmak olanaklı değilse de, bu konuda bilgi edinmek isteyenler “Yararlı adresler” başlıklı bölümde yer alan kaynaklara başvurabilir.

İlaçların kombine edilmesi (bir arada kullanılması)
Herhangi bir kanser türünde, çok etkili bir ilaç kullanılsa bile hücrelerin bir kısmı ölürken, bir kısmı ilaca direnç gösterir. Tedavinin direnç nedeniyle başarısızlığa uğrama olasılığını azaltmak açısından, Kemoterapi lerin çoğunda kombinasyonlar kullanılır. Ayrıca kombinasyonlarda verilen ilaç dozu, ilaçların her biriyle ayrı ayrı gerçekleştirilen tedavide verilenden daha düşük tutulabilir ve böylelikle bazı yan etkilerden kaçınılabilir.

Kombinasyon Kemoterapi si sırasında doktorunuz belirli bir kanser türüne karşı etkili olabilecek, lakin görece farklı yan etkilere yol açan ilaçları seçmeyi hedefler. Ayrıca hücre bölünmesinin farklı evrelerine müdahele yapan ilaçların bir arada kullanılması da istenebilir. Ancak sonuçta seçilen kombinasyon, aynı kanser türü olan çok adetda hastanın tedavisinde daha önce kullanılmış ve en iyi sonuç vermiş olan kombinasyondur.

Kemoterapi nin uygulanması
Bazen Kemoterapi ağızdan verilebilirse de, sıklıkla toplardamar içine yapılan enjeksiyon yoluyla uygulanır (intravenöz ya da IV). Kemoterapi enjeksiyonunun başında, test açısından kan veriyormuş gibi hissedilir. İğnenin yapıldığı bölgede serinlik ya da başka olağandışı duyumsamalar da görülebilir.

Kemoterapi büyük olasılıkla aralıklı olarak, belki de üç haftada bir ya da ayda iki kez, poliklinikte uygulanacaktır. Genellikle el ya da önkol üzerindeki bir toplardamara birkaç dakika ile birkaç saat arasında değişen sürelerle tek enjeksiyon ya da infüzyon (damla damla uygulama) şeklinde uygulanır. Bazen enjeksiyonlar birkaç gün boyunca her gün tekrarlanır ve bazen de kürler arasında iki üç haftalık aralar bırakılarak ilaç bir ya da birkaç gün boyunca sürekli infüzyonla verilir. Çok farklı tedavi programları vardır.

Daha normalin üstünde ve toksik tedavilerde hastanede kalmanız gerekebilir. İnfüzyon biçiminde uygulanan Kemoterapi de daima hastanın serviste yatırılması gerekir; lakin aynı ilaçların vücuda bağlanan küçük bir pompa yardımıyla evde uygulanması da olanaklıdır. Bu yöntem özellikle uzun süreler boyunca sürekli infüzyon tedavisi görmesi gereken hastalar açısından faydalıdır.

Uzun süreli infüzyona ya da çok sık aralıklarla enjeksiyona gerek duyan hastalarda “merkezi toplardamar kateteri” ya da bir “damar yolu” yerleştirilebilir. Bunlar esnek tüplerdir ve içte kalan uçları göğüsteki büyük bir toplardamara, dışta kalan uçları ise vücudun dışına açılır. Böylelikle ilaçlar bunun içinden enjekte edilebilir. Dış uç, göğsün ön kısmında olabileceği gibi (Hickman ya da Groshong kateterleri) çevresel (periferik) yerleştirilmiş merkezi kateterler kullanıldığında koldaki toplardamarda da olabilir. Kimi zaman kateterin dışa açılan ucu derinin dışına çıkartılmaz, bunun yerine cerrahi bir işlem gerçekleştirilerek, göğüs duvarındaki derinin altına, dışarıdan zor fark edilen küçük bir hazne olan giriş noktasına tutturulur. Daha sonra derideki bu giriş noktasından enjeksiyon yapılır. Bu tür giriş noktaları herkes açısından uygun değildir, lakin hastalar bu uygulamanın normal yaşamlarını fazlaca etkilemediğini düşünmektedir. Kateter hastanede yerleştirilir ve sonra eve gidebilirsiniz. Çok ender olarak Kemoterapi kanserli karaciğeri ya da uzvu besleyen atardamara direkt yerleştirilen bir kateter aracılığıyla uygulanır.

Her Kemoterapi uygulaması dönemine (ister tek enjeksiyon ister birkaç günlük tedavi olsun) daima kür adı verilir, lakin bazen tek enjeksiyon ya da infüzyon olarak verildiğinde ‘pulse tedavi’ (aralıklı normalin üstünde tedavi) denir. Bu kürler her zaman özel eğitimli personel tarafından verilmelidir ve bu dönemde daima hastalarla uzmanlaşmış hemşireler ilgilenir.

Kemoterapi ne derece sürer?
Kemoterapi tedavisinin süresi bir dizi etmene bağlıdır. Tamamen iyileştirme amacıyla ya da yardımcı (adjuvan) tedavi olarak uygulandığında, Kemoterapi nin süresi geçmişteki klinik deneyimler ve araştırma sonuçları temelinde açıkça bilinebilir (elbette, tedavinin etkisiz olduğunu gösteren bir kanıt yoksa). Kemoterapi yalnızca birkaç ay sürebileceği gibi, bir yıl ve hatta daha uzun da sürebilir. Amaç belirtileri azaltmak ya da yaşamı uzatmaksa, tedavinin süresi kanser üzerindeki etkisine ve yan etkilere bağlıdır.

Yan etkiler
Günümüzde pek çok hasta Kemoterapi nin ciddi yan etkilerinin az olduğu düşüncesindedir. Belki sizde de bazı yan etkiler gelişecektir, ama bunlar genelde ciddi değildir. Kullanılan ilaca, doza ve hastanın genel sağlık durumuna göre yan etkilerin şiddeti büyük değişkenlik gösterir. Yine de çok adetda ilaçta ortak olan bazı yan etkiler vardır. Tedavi kürleri arasındaki dönemler normal hücrelerin (özellikle de kemik iliği hücrelerinin) toparlanmasına izin verir; kemik iliği hücreleri diğer hücrelerle karşılaştırıldığında Kemoterapi ye daha duyarlıdır.
Kan üzerindeki etkiler (niçin kan adetmı yapılması gerekiyor?): Kemik iliği değişik türde kan hücreleri üretir. Eritrositler (alyuvarlar) bünyemize oksijen taşır, lökositler (akyuvarlar) enfeksiyonlarla savaşır, trombositler ise kan damarlarındaki sızıntıları pıhtı oluşturarak tıkar. Alyuvar eksikliğine anemi, akyuvar eksikliğine lökopeni ve trombosit eksikliğine ‘trombositopeni’ denir. Sitotoksik ilaçların çoğu kemik iliği işlevleri üzerinde (özellikle de lökosit ve trombosit üretimi üzerinde) geçici etkilerde olur. Kemoterapi nin en sık karşılaşılan ve daima de en fazla önem taşıyan yan etkisi kemik iliği üzerindeki toksik etkidir. Akyuvarların ve trombositlerin kandaki yoğunlukları (ya da adetları) Kemoterapi den yaklaşık bir hafta sonra azalır ve azalmanın miktarsü hem kullanılan ilaca/ilaçlara hem de doza bağlıdır.

Lökopeni belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığında, hastada enfeksiyon riski artar ve bağışıklık sisteminin hastalıkla baş edebilme becerisi azalır. Bu sebeple hastanın enfeksiyonlu kişilerle ya da kısa süre önce canlı aşı yapılmış çocuklarla yakın temasa geçmemesi istenebilir. Ayrıca kişisel temizliğinize, diş ve deri bakımına daha fazla önem vermeniz ve bakterilerin kan dolaşımı na karışmasına sebebiyet olabileceğinden, sivilcelerinizi sıkmamanız da öneri edilebilir. Bu tür önlemler özellikle normalin üstünde tedavi uygulanan hastalar açısından daha önemlidir. Kemoterapi uygulanan ya da kısa süre uygulanmış olan hastalar, herhangi bir aşının kendileri açısından uygun olup olmadığını öğrenmelidir. Bu hastaların daima canlı aşılardan (canlı organizma içeren aşılar) kaçınmaları gerekir.

Kemoterapi uygulanan hastalar herhangi bir enfeksiyon bulgusunu (özellikle ateş, terleme ve titreme) derhal doktora bildirmelidir. Böyle bir yapıda hemen kan adetmı yapılır. Akyuvar adetnız belirli bir düzeyin altındaysa, toplardamarlar aracılığıyla geniş bir etki yelpazesi olan bir antibiyotikle tedaviye başlanır ve böylelikle bir yandan hücre adetlarının normale dönmesi beklenirken, bir yandan da vücudun kendi bağışıklık sisteminin enfeksiyonla savaşımına yardımcı olunur.

Çok ender olarak trombositopeni öylesine derinleşir ki, hastada kolayca kanama ya da morarma olabilir; bu tür durumlarda da vakit geçirmeden doktora haber verilmelidir. Kemik iliğinin toparlanması beklenirken gerekirse size trombosit verilebilir. Trombosit adetnız düşükse, küçük yaralanmalardan bile kaçınmak açısından elinizden geleni yapmanız gerekir. Kemoterapi ye bağlı anemi daima çok daha az acil bir sorundur. Ancak deride solukluğa ve yorgunluk, halsizlik ve nefes darlığı gibi belirtilere sebebiyet olabilir.

Normal koşullarda kan hücrelerinin adetsı oldukça kısa sürede normale döner. Bir sonraki Kemoterapi küründen önce adetların normale dönmesi önemlidir. Tersi yapıda, adetlar normale dönene kadar tedaviyi ertelemek gerekebilir ve kimi zaman Kemoterapi dozu azaltılabilir. Hücre adetları düşükken taze Kemoterapi uyulandığında ciddi komplikasyonlarla karşılaşma riski önemli miktarde artar. Yukarıda adetlan nedenlerle, her Kemoterapi küründen önce kan hücre adetları mutlak suretle kontrol edilir.

Kimi zaman akyuvar adetsının normale dönmesi açısından Kemoterapi sonrasında hastaya büyüme faktörü (koloni uyarıcı faktör olarak da bilinir) uygulanabilir; alyuvarların üretimini uyarmak açısından de epoetin verilebilir. Ancak anemi daima kan nakli yapılarak kolaylıkla düzeltilebilir.
Bulantı/kusma: Bulantı ve kusma Kemoterapi nin iyi bilinen yan etkileri arasındadır; lakin günü müzde bulantı ve kusma eskisine göre çok daha az sorun yaratır. Bazı ilaçlar çok az bulantı ve kusmaya yol açar ve hatta hiç açmaz. Eğer bulantı ve kusmaya daha çok yol açan ilaçlar kullanıyorsanız bu sorun daima modern bulantı önleyici ilaçlarla (antiemetik olarak bilinirler) önlenebilir ya da büyük miktarde azaltılabilir. Antiemetikler belirtilerin gelişmesini durdurmak amacıyla artık rutin olarak uygulanmakta ve bazen Kemoterapi den bir gün
önce verilmeye başlanmaktadır.
Saç kaybı: İyi bilinen bir diğer yan etki de saç kaybı ya da alopesidir, lakin tüm Kemoterapi ilaçları bu yan etkiye yol açmaz. Saç foliküllerindeki (köklerindeki) hücreler hızlı bölündüklerinden, saçlar Kemoterapi ye duyarlıdır. Kimi zaman yalnızca az ölçüde alopesi gelişirken, bazı ilaçlar saçları tamamen dökebilir. Ayrıca bazı hastaların saçlı derilerinde geçici duyarlılık da gelişebilir. Saç kaybı daima tedavinin başlamasından 2.5 hafta sonra görülür. Kemoterapi bittikten sonra saçlar yeniden çıkar (daima de son kürden yaklaşık 3 hafta sonra tekrar büyümeye başlar). Başlangıçta saçlarınızın önceki duruma göre daha kıvrımlı olduğunu fark edebilirsiniz. Kimi zaman Kemoterapi sırasında da taze saçlar çıkabilir. Vücuttaki tüyler de dökülebilir, lakin en çok etkilenen daima saçlarımızdır.

Neyse ki, son yıllarda toplumun saç kaybına karşı tutumu büyük miktarde değişmiştir; belki kısmen modanın değişmesinden, kısmen de kanser tedavisi sonrasında saçlarını yitirmiş kişileri görmeye alıştığımız ve onlar hakkında daha çok yazı okuduğumuzdandır. Saçlarınızı yitirme düşüncesinin sizi üzmesi anlaşılabilir bir durumdur, lakin belki de bununla sandığınızdan çok daha kolay baş edeceğinizi göreceksiniz.
Başınızı aleni bırakmak (gerçi giderek daha çok insan böyle yapıyor) sizi rahatsız ediyorsa saçlarınız yeniden çıkana kadar peruk kullanabilirsiniz. Saçlarınız önemli miktarde dökülmeye başladığında geri kalanları tıraş etmeniz ya da en azından kısa kesmeniz daima iyi bir fikirdir.

Saç kaybını azaltmak açısından size “saçlı deriyi dondurma” adı verilen bir teknik kullanmanız önerilebilir. Bu teknikte Kemoterapi enjeksiyonundan bir süre önce ve sonra son derece soğuk bir başlık giyilir. Soğuk başlık, saçlı derideki kan damarlarını büzüştürerek, saç köklerine daha az ilaç gitmesini sağlar. İşlem herkese uygun değildir ve bazı hastalarda etkili olsa da, her zaman başarılı olmaz. Kemoterapi süresini önemli miktarde uzatır ve rahatsızlık verebilir.
Diğer yan etkiler: Pek çok kişi Kemoterapi den sonra bir iki gün boyunca (bazen daha uzun) kendini iyi hissetmez. Yorgunluk yakınmasıyla da oldukça sık karşılaşılır ve yorgunluk kimi zaman oldukça uzun sürer. Yan etkilerin çoğu oldukça kısa sürede geçerken, bir kısmı uzun sürer ve çok ender olarak da kalıcı olur.

Kemoterapi nin ender görülen yan etkilerinden birisi de enjeksiyon bölgesindeki deri hasarıdır. Bazı ilaçlar, toplardamardan sızıp çevre dokulara temas ettiklerinde, ciddi ülserlere yol açabilmektedir. Günümüzde Kemoterapi uygulayan görevliler son derece eğitimlidir ve ilaçların uygulanması sırasında büyük özen gösterilir. Yine de çok ender olarak bu sorunla karşılaşılabilir. Enjeksiyon devam ederken enjeksiyonun giriş bölgesinde herhangi bir ağrı ya da rahatsızlık hissettiğinizde bunu hemen görevliye bildirmeniz gerekir, çünkü bu yakınmalar sızıntının ilk belirtisi olabilir.

Bazı Kemoterapi ler yumurtalık ya da testislerin normal çalışmasını durudurabilir. Buna bağlı olarak fertilite (doğurganlık) azalabilir ya da kısırlık gelişebilir; hatta bazı kadınlar erken menopoza girebilir. Kısır kalmalarına yol açabilecek bir tedaviye başlamadan önce genç erkek hastalar, spermlerini sperm bankasına yatırabilir. Doğurganlığını yitirecek olan bazı kadınlar ise, embriyolarını özel hazırlanmış derin dondurucularda saklatabilir. Bunun açısından önce yumurtalıkların yumurta üretmesini sağlayacak ilaçlar verilir; yumurtalar eş ya da donörden (verici) alınan spermlerle laboratuvarda döllenir. Bir diğer seçenek de döllenmemiş yumurtaların saklanmasıdır ama bunda başarı oranı çok düşüktür.

Kemoterapi nin başka pek çok olası yan etkisi vardır ve bazı yan etkiler bazı ilaçlara özeldir. Öte yandan çoğu hastanın bu yan etkileri hiç yaşamadığı ya da katlanılmaz bulmadığı rahatlıkla söylenebilir. Benzer biçimde bu yan etkiler başarıyla tedavi edilebilir ve hatta önlenebilir. Daha normalin üstünde tedavilerde yan etkilerle karşılaşma olasılığı ve yan etkilerin şiddeti artar. Bunlar arasında ağızda ülser, gözde ağrı, sistit, ishal, tırnak değişiklikleri, uzuvlarda uyuşma, döküntü, hafif bellek ve konsantrasyon bozuklukları ve depresyon bulunmaktadır. Çok ender olarak akciğer, kalp ya da böbrek üzerinde yan etkiler gözlenebilir veya uzun yıllar sonra başka bir kanser gelişebilir. Tedavi sırasında size rahatsızlık veren her türlü belirtiyi bildirin; sıklıkla bu konuda yapılacak bir şeyler vardır. Elbette bu tür belirtilerin tümü Kemoterapi den kaynaklanmaz ve başka olası nedenlerin de değerlendirilmesi gerekebilir.

Kemoterapi görmeye başlayacaksınız, tüm bu olası yan etkileri okumak sizi korkutabilir; ama pek çok hastanın Kemoterapi ler arasındaki dönemde sosyal ve mesleki yaşamını normal olarak sürdürebildiğini unutmayın. Gerçekten de böyle davranan hastaların Kemoterapi nin etkileriyle daima daha kolay baş edebildiği görülmektedir. Pek çok hasta, Kemoterapi nin beklediklerinden daha az rahatsızlık verdiğini düşünmektedir.

Kemik iliği ve kök hücresi nakli
Kimi zaman Kemoterapi çok yüksek dozlarda uygulanır ve kemik iliği üzerinde çok belirgin bir etkiye sebebiyet olur. Bu tür normalin üstünde tedaviler yalnızca bazı kanser türleri, özellikle de lösemi ve lenfomalar açısından uygundur. Kan üzerindeki etki öylesine belirgindir ki, hastanın kemik iliği ya da kök hücresi nakliyle (transplantasyon) “kurtarılması” gerekir. Bu yolla, daha az da verilebilen Kemoterapi , çok daha yüksek dozlarda uygulanarak, bazı kanser türlerinde tamamen iyileşme şansı artırılabilir.

Kemik iliği nakli.

Kendi iliğiniz kullanılarak kemik iliği nakli yapılacaksa, iliğin normalin üstünde Kemoterapi den önce alınması gerekir. Bir diğer seçenek de kemik iliği sizinkine çok benzeyen bir vericiden kemik iliği almaktır. Kemik iliklerinin birbirine benzemesi büyük önem taşır, aksi taktirde bağışıklık sisteminiz tarafından reddedilebilir. Pek çok verici yakın akrabalardan (daima erkek ya da kız kardeşler) seçilir, lakin kimi zaman akraba olmayan vericilerde de iyi uyum gösteren ilik saptanabilir. Kemik iliği almak açısından hastaya genel anestezi verilir ve leğen kemiğinin (pelvisin) arka kısmındaki kemiklerin iliği özel bir iğneyle dışarı alınır. Toplam kemik iliğinin oldukça küçük bir bölümü alınır ve böylelikle vericinin acil gereksinimlerini karşılayacak bol ölçüde ilik yerinde bırakılır. Geri kalan ilik hücreleri, kısa sürede çoğalarak alınmış olan iliğin yerine yenisini yapar. Çıkarılan ilik dondurularak saklanır ve yüksek doz Kemoterapi verildikten sonra, bir toplardamar yoluyla vücuda verilir. Kemik iliği hücreleri kan dolaşımı ndan geçerek kemiklere ulaşır ve tekrar kan hücresi üretmeye başlar.

Kemik iliği nakli yerine giderek daha fazla tercih edilen bir seçenek de, kök hücresi naklidir (transplantasyon). Bu işlemde, büyüme faktörleri enjekte edilerek ilikten ayrılması sağlanan ilik hücreleri (ya da kök hücreler) hastanın kan dolaşımı ndan alınır. Hastanın iki koluna da enjeksiyon kateteri takılır ve bir koldaki toplardamardan alınan kan kök hücreleri ayıran bir makineye gider, oradan da diğer koldaki damar yolundan vücuda geri verilir. İşlemin tamamı üç ya da dört saat sürer. Kök hücreler dondurulur ve gerektiğinde uygulanmak üzere saklanır.

HORMON TEDAVİLERİ

Bazı kanserler çoğalabilmek açısından hormonlara gereksinim duyar. Hormon tedavileri, kanser hücrelerinin gereksinim duydukları hormonlara ulaşmasını ya da bu hormonları kullanmasını engelleyerek yansır. Kemoterapi yle karşılaştırıldığında normal hücreler üzerinde çok daha az etkisi vardır. Ancak hormon tedavileri, yalnızca hormonların etkisine duyarlı olan kanserlerde kullanılabilirler. Bu kanserlerin başlıcaları meme ve prostat kanseridir, lakin kimi zaman tiroid ve endometrium (rahmin iç çeperi) kanseri de hormon tedavisine yanıt verir. Hormon ilaçları sıklıkla tablet olarak verilir. Etkileri Kemoterapi ye göre daha geç ortaya çıkar ve fark edilebilir etki açısından aylar boyunca kullanılmaları gerekebilir.

Tamoksifen ile gerçekleştirilen hormon tedavisi, östrojenin kanser hücrelerinin çoğalmasını uyaran etkilerini ortadan kaldırır.

Meme kanseri
Meme kanseri olan kadınlar açısından en sık verilen ilaç tamoksifendir. Tamoksifen, östrojen adı verilen hormonun kanserli hücreleri çoğaltıcı etkisini ortadan kaldırır. Ameliyat sonrasında ek tedavi (adjuvan) olarak verildiğinde, tamamen iyileşme şansını artırabilir. Yardımcı tedavi olarak tamoksifenin daima beş yıl boyunca kullanılması önerilir. Tamoksifen, özellikle laboratuvar testlerinde östrojen reseptörleri pozitif olan kadınlarda faydalıdır. Östrojen reseptörü, bazı kanser hücrelerinin yüzeyinde büyük miktarlarda olan karmaşık bir kimyasal moleküldür (östrojen reseptörüne ER adı da verilir).

Pek çok kadın hasta tamoksifeni iyi tolere eder, ama kimi zaman sıcak basması, az ölçüde kilo artışı ve vajinal akıntı gibi yan etkiler görülebilir. Çok nadiren tamoksifen vajinal kanamaya yol açabilir. Böyle bir yapıda hastanın doktorunu haberdar etmesi ve kanamanın nedeninin araştırılması gerekir. Kanama daima rahmin iç çeperini örten dokunun kalınlaşmasından kaynaklansa da, çok ender olarak ameliyat gerektiren erken evrede bir kanser olabilir.

Tamoksifen iyileşme şansını artıran ek bir tedavi olarak kullanılmasının yanında, palyatif tedavide de çok faydalıdır. Bazı kadınlarda belirtileri iyileştirebilmekte ve kanserleri uzun süreler boyunca kontrol altında tutabilmektedir. Aynı amaçla kullanılan başka hormon ilaçları da vardır ve bunların bazılarının tamoksifenden biraz daha etkili olabileceğini düşündüren kanıtlar bulunmaktadır. Bunlar arasında günde tek tablet olarak verilen anastrozol, eksemestan, letrozol ve toremifen, ayrıca karın bölgesinde deri altına bir enjeksiyonlarla ugyulanan goserelin olur. Meme kanseri açısından kullanılan tüm palyatif hormonal tedaviler, daha yavaş büyüyen kanserlere karşı daha etkili olma eğilimindedir.

Genel olarak bu ilaçlar az adetda soruna yol açsa da, kimi kadınlarda hafif şiddette bulantı, sıcak basması ve saçlarda hafifçe incelme gibi yan etkilerle karşılaşılabilir. Hormon tedavileri bazı kadın hastalarda kanserleri uzun süre remisyonda tutabilse de, sonuçta tümörler direnç kazanıp kontrolden çıkma eğilimi gösterebilir. Öte yandan, bir hasta bu ilaçlardan birine iyi yanıt verdiyse, hastalık yinelediğinde bir diğerine yanıt verme olasılığı fazladır.

Tamoksifenin yüksek riskli kadınlarda meme kanserine karşı koruma sağlayabileceğini düşündüren bulgular vardır, lakin bu konu henüz tartışmalıdır.

Prostat kanseri
Bu kanser türü, hücreleri uyararak bölünmelerine yol açan erkek cinsiyet hormonlarını etkisiz kılan hormon tedavilerine daima yüksek oranda yanıt verir. Daha önceleri bu amaçla iki taraşı orşiyektomi adı verilen ve testislerin çıkartılmasından oluşan bir işlem kullanılmıştır. Ancak günümüzde goserelin ve löprorelin dahil, birbiriyle yakından bağlantılı ilaçlardan birini kullanarak da aynı etki sağlanabilmektedir; bu ilaçların yavaş salıverilen formları, her üç ayda bir karın duvarı derisinin altına enjeksiyon yoluyla uygulanabilir.
Ancak bu ilaçlar kimi zaman ilk kullanımdan hemen sonra kanserin büyümesini uyarabilmektedir. Bu etki, prostat kanserinde kullanılan ve antiandrojen olarak adlandırılan bazı ilaçların (örn. şutamid ya da siproteron) ilk enjeksiyondan kısa süre önce ve yaklaşık üç hafta sonra tablet biçiminde alınmasıyla engellenebilir.

Prostat kanserindeki hormon tedavileri daima iyi tolere edilseler de, cinsel istek kaybına ve empotansa (iktidarsızlık) sebebiyet olabilmektedir. Ameliyat ya da radikal radyoterapi açısından uygun olmayan ileri evrede kanserli erkeklerde sıkça önerilmekle birlikte, ameliyat ya da radyoterapide başarı şansını artırmak amacıyla birincil kanseri küçültmekte de kullanılabilir.

Diğer ilaçlar
Özel bir lamba ya da lazerden yayılan özel bir ışık türünün vereceği hasara karşı duyarlılık kazandıran ilaçlar da kullanılabilir. İlaç uygulandıktan sonra ışık gereken yere yönlendirilir ya da lazer ışığı içi boş organlara sokulan fiberoptik kablolarla taşınabilir ve hatta direkt doku içerisinde ilerletilerek derin yerleşimli tümörlere bile ulaştırılabilir. Fotodinamik terapi adı verilen bu tedavide en üst düzeyde etki doğru bir odaklanmayla sağlanabilir. Özellikle deri, tüketmek borusu (özofagus), mesane ve akciğer kanserlerinde ve kanser öncesi oluşumlarda çok yararlı olabilmektedir. Küçük yüzeysel kitleleri tamamen yok edebilmekte ve ileri evre kanserli seçilmiş hastalarda yararlı bir rahatlama sağlayabilmektedir.

Bağışıklık sistemimizin enfeksiyonlarla savaşırken kullandığı mekanizmaları kullanarak kanser hücrelerini öldürmeyi hedeşeyen bazı tedaviler de geliştirilmiştir. İnterferon ya da interlökin gibi bağışıklık sisteminin normal bileşeni olan karmaşık kimyasal maddeler üretilip, enjeksiyonla yüksek dozlarda uygulanabilmektedir. Grip benzeri belirtiler gibi rahatsız edici yan etkileri olsa da lenfoma, miyelom, bazı lösemi türleri, AIDS’le bağlantılı Kaposi sarkomu, böbrek kanseri ve melanom dahil, görece ender bazı kanser tiplerinde tümöre karşı yararlı etkileri vardır.

Vücudumuz bize saldıran bakteri ya da virüsleri yok edebilmek açısından antikor adı verilen bazı karmaşık kimyasal maddeler üretir (antikorlar bir tür sihirli mermiye de benzetilebilir). Günümüzde, aynı mantıktan yola çıkılarak, bazı özel kanser türlerinin son derece özgül bazı bileşenlerini hedefleyen antikorlar laboratuvarlarda üretilebilmektedir. Bu gelişmeler sonucunda antikorların ya da onların etkisini daha da artıran diğer toksin ya da radyoaktif maddelerle kombinasyonlarının kullanıldığı, heyecan verici taze tedaviler geliştirilmiştir. Bu antikorlar kanser hücrelerine enzim taşımak açısından kullanılabilir. Daha sonra bu enzimler hastaya verilen ve aktif olmayan ön ilaçları, gerek duyulan bölgelerde yüksek yoğunlukta aktif sitotoksik ilaçlara dönüştürür. Ayrıca Kemoterapi ile birlikte de kullanılabilir. Alerjik tepkilerle oldukça sık karşılaşılsa da, günümüzde antikor tedavisinin bazı lenfoma ve meme kanseri türlerinin tedavisinde çok yararlı olduğu kanıtlanmıştır.

Bağışıklık sisteminin kanserle savaşını uyarmak amacıyla aşı kullanılması henüz deney aşamasındadır ve özellikle barsak kanseri ve melanomlarda ilk sonuçlar umut vericidir.

Son yıllarda yürütülen araştırmalarda, kanser hücrelerinde olan ve bu hücrelerin kötü huylu olmalarına yol açan son derece karmaşık süreçlerde çok önemli bileşenler olan pek çok protein molekülü türü tanımlanmıştır. Bu proteinlerle etkileşime girerek, hücrenin komut zincirini bozan taze ilaç tipleri üretilmiştir. Bir kronik lösemi türünde olduğu gibi, bu tedavilerin başarıyla kullanımına da başlanmıştır. Hücrelerde kötü huylu değişim ve davranışlarda rol oynayan süreçler konusunda edinilen bilgilerin, oldukça yakın bir gelecekte daha pek çok taze ilacın üretilmesini sağlayacağı tartışmasızdır.

]]>